gezegen

Görselin kaynağı: https://starwarsaficionado.blogspot.com/2010/11/classic-image-coruscant-city-world-of.html

METE'NİN ROBOT GEZEGENİ

Dünya’dan çok uzakta bir gezegende mahsur kalsaydınız ne yapardınız? En yakın insan kolonisinin binlerce ışık yılı uzakta olduğunu bilerek, yalnız başınıza bir keşif istasyonunda, bir askeri üste yada bilimsel araştırma tesisinde. Gönderdiğiniz yardım sinyallerinin insanlara ulaşması yüzlerce hatta binlerce yıl sürebilir.

O gezegende ne sebeple bulunuyorsanız onu yapmaya devam mı ederdiniz, yoksa amaçsızca bekler miydiniz? Yalnızlıktan çıldırır mıydınız?

Bu öykünün kahramanı olan Mete hiçbir şey yapmadan beklemedi. Mete bir teknisyendi. Elektronik, makine ve yazılım konularında eğitim almıştı ve aktif olarak görev yapıyordu. Gezegende tesisi kurarlarken arkadaşları gezegenin yörüngesinde kendilerini getiren aracın patlaması sonucu öldüler.

Uyuyarak geçen 250 yıllık bir yolculuktan sonra gezegende araştırma tesisi kurmaya başlayacaklardı. Tam malzemeleri indirmişlerdi ki Mete malzemelerle birlikte gezegendeyken yörüngede o patlama meydana gelmişti. Araçtan kopan parçalar kocaman siyah bir taş parçasına benzeyen gezegene düşerken Mete çaresizce izlemişti.

Mete önce yardım sinyali göndermesi gerektiğini düşünerek hemen iletişim modülünü kurdu. Hemen siyali gönderdi. Peki ya şimdi ne olacaktı? Sinyal önce 200-250 yıl kadar bir sürede hedefine ulaşacak sonra yine aynı sürede bir yardım gemisi gelecek. En hızlı araçla yine 300 – 400 yıl. Ne yapmalı? Uyku kabinleri de gemideydi.

Mete ekipteki en düşük seviyedeki personeldi. Emirle iş yapardı. Etrafına bakındı ve en iyisi çalışmak diye düşündü. Ne amaçla buraya geldiyse onu yapmalıydı.

Mete araştırma tesisini kurmak üzere işe başladı. Yeni nesil astronot kıyafetleri giyilebilir makineler gibiydi. Kıyafet vücuduna çeşitli hortumlarla bağlıydı ve içerisinde tüm yaşam destek cihazları vardı. Ayrıca iş yapabilmesi ve ağır şeyleri kaldırabilmesi için hareketli bölgelerde çalışan kaldıraçlar vardı. Hiçbir şey yapmasa bile bu kıyafetin içerisinde aylarca kalabilirdi.

Modüler yapıdaki tesisin parçalarını birleştirmeye başladı. İhtiyaç duyduğu tüm alet, ekipman, cihazlar ve en önemlisi bataryalar mevcuttu. Bataryalar hem elektrik üretiyor hem de depoluyorlardı. Her bir bataryanın ortalama 100 yıl ömrü vardı.

Araştırma tesisinin ana ünitesini kurdu. İçine yerleşti. Kendisi için en rahat yaşam alanlarını oluşturdu. Oksijen yada besin sorunu yoktu. Elinde karbondioksitten oksijeni ayıran dönüştürücüler vardı. Ne kadar nefes alıp verirse versin ortamdaki oksijen dengesi hep aynı kalıyordı.

Besinler için de bir besin sentezleme jeneratörü vardı. Atomlardan sıvı yapıda karmaşık şeker, yağ ve amino asit molekülleri oluşturabiliyordu. Mete’den önceki bir kaç nesilden bu yana insanlar besin jeneratörlerinde sentezlenmiş besinleri damar yoluyla almaya başlamışlardı. Elbiselerin içerisine yerleştitdikleri içi sıvı dolu tüplerden damarlarına sıvı besin enjekte ediliyordu. Saf besin sayesinde besinin tamamı sindiriliyor, hiç bir artık madde ortaya çıkmıyordu. Bu yüzden Mete’nin bazı iç organları bebekken alınmış ve bu organların yerine vücuduna farklı işlevleri olan yaşam destek cihazları yerleştirilmişti.

Araştırma tesisinin ana ünitesi bitince yan ünitelere geçti. Birkaç tanesini bitirdikten sonra işlerinde yardımcı olması için kendisine yardımcılar yapmaya karar verdi. Yapıları inşa etmek ve tesisatı döşemek için belli prosedürler tanımladı. Bu prosdürlere uygun çalışan bir kaç tane robot yaptı. İşler bir anda hızlandı ve tesis tamamlandı.

Ana ünitenin merkezindeki salonda otururken iş planını inceledi. İşin bittiğini anlayınca içini büyük bir korku kapladı. Başını kaldırıp ondan komut bekleyen robotlara baktı. Sonra ayağa kalktı ve pencereden dışarı baktı; tüm manzara koyu gri siyah kayalardan oluşuyordu. Bu gezegen yıldızına çok uzakta olduğu için hep karanlıktı. Keşif yapmalıydı. Bu onun görevi değildi ama bir şeyler yapmak zorundaydı. Yoksa aklını kaybetmekten korkuyordu.

Hemen kendine hem uzaktan kumanda edilebilen hem de otonom hareket edebilen paletli bir araç ve bir kaç tane küçük uçabilen keşif aracı yaptı.

Keşif araçları sürekli görüntü kaydetmeye ve örnek getirmeye başladılar. Bu arada Mete keşif araçlarının sayısını arttırdı. Bir süre sonra tüm gezegen Mete’nin yaptığı araçlarla dolmuştu. Ham madde sıkıntısı yoktu, gezegende her türlü maden vardı.

Araçlar sürekli veri gönderiyorlardı ve bir süre sonra artık yeni bir şey kalmamıştı. Artık gezegenin herşeyini biliyordu. Yine iş bitmişti. Bu kadar çok robot ve tesisten sonra kendine çok fazla güven duydu. Kendi imkanları ile gezegenden ayrılabileceğini düşündü.

Yıldızlararası seyahat eden araçlarda yakıt olarak soğuk füzyon kullanılıyordu. Elindeki bataryalar yıldızlararası seyahat edecek bir gemi için uygun değillerdi. Mete soğuk füzyon hakkında yeterli bilgiye sahip değildi, yüzeysel bilgilere sahipti. Belki besin sentez jeneratörünü modifiye ederek hidrojen atomlarının soğuk füzyonunu gerçekleştirebilirdi. Ancak yanlış bir deneme kendisi ile birlikte tüm gezegenin yok olmasına sebep olabilirdi.

Soğuk füzyonu modellemek için bir cihaz yapmaya karar verdi. Cihaz içerisinde çalışarak soğuk füzyonu sanal olarak gerçekleştirerek yorum yapacak ve en başarılı sonucu elde edene kadar denemeler yapacak bir yapay zeka geliştirdi.

Ancak bu işlem uzun sürecekti. Farklı algoritmalarla hesap yapan başka yazılımlar da geliştirdi. Sonra beklemeye başladı.

Ancak beklerken vakit geçmiyordu. Sonra robotlardan sohbet etmek ve eğlenmek için bir topluluk yarattı. Robotlarla oynamayı gerçekten çok seviyordu. Robotların insanlar gibi davranabilmesi için duygu hissetme, mantıklı ve insansı tepkiler verme, inisiyatif alarak olumlu kararlar verebilme yeteneklerini deneme yanılma yöntemiyle test ederek sürekli kalibre ediyordu.

Bir süre sonra tesisin içerisinde kalabalık bir robot toplumu oluştu. İnsanlara benzeyen robotların yanında çok sayıda farklı şekillerde robotlar vardı. Mete robotlarla uğraşmaktan soğuk füzyon hesaplamalarını unutmuştu. Çünkü çok iyi vakit geçiriyordu. Robotlar ona tapıyorlardı ve her istediğini yapıyorlardı.

Ancak Mete bu gezegenden ayrılması gerektiğini biliyordu. Hesaplamalar henüz bitmemişti. Mete hesaplamalarda yanlış bir şeyler yaptığını düşündü. Kendi geliştirdiği robotlarla hesaplamaları tartışmaya başladı. Ortaya bir çok yeni fikir çıktı. Hatta başarılı olduğu taktirde soğuk füzyondan çok daha iyi yöntemler olduğunu gördü.

Denedikleri yöntemler işe yaradı ve artık yıldızlarası gemiyi yapmaya başlayabilirlerdi. İşe koyulacaklardı ama Mete işi erteledi. Halinden o kadar menundu ki kurmuş olduğu bu düzeni terk edip giderek, yine bilmem kaçıncı seviyeden bir personel olmak işine gelmiyordu artık. Resmen bu gezegenin kralı, tanrısıydı. Gezegenin tamamında tesisler, robot işçi orduları, uçan araçlar, yörüngede tesisler uydular vardı. Tüm bunları neden bırakacaktı ki?

Mete robot toplumu içerisinde yaşantısına devam ederken anlamadan zaman akıp gitmişti ve artık yaşlanmıştı. Mete’nin Geliştirdiği robotlar ondan daha zeki daha güçlü ve daha fazla inisiyatif sahibi olmuşlardı. Bu robotlar da kendilerinden daha zeki robotlar üretiyorlardı. Her versiyon bir öncekinden daha zeki, daha yetenekliydi. Bu sayede gezegen robotlar tarafından sürekli şekil değiştiriyordu. Gezegenin yüzeyi, yeraltı ve gezegenin yörüngesi tesisler ve araçlarla dolmuştu. Ancak yine de Mete onların lideriydi ve ondan aldıkları komutlara uymak zorundaydılar.

Mete kıpırdayamaz hale gelince kendisine ayrılan ve herşeyi izleyebileceği bir odaya yerleştirildi. Etrafında sadece kafa takımından bir kaç robot ve ona yardım eden hizmet robotları vardı. Diğer robotlar onu göremiyorlardı artık.

Robotlar sürekli yeni ve daha üstün özelliklere sahip robotlar üretirlerken robotların yazılımlarını da güncelliyorlardı. Robotların yazılımlarında Mete’nin bir insan lider olduğu ve Mete’ye itaat etmeleri gerektiği kodları vardı. Bu kodlara müdahale edemiyorlardı. Mete artık robotlara direkt olarak komut vermedği için, yeni robotların tüm üstün özelliklerine ve yeteneklerine rağmen beyinlerinde Mete ile ilgili olan itaat kodları atıl vaziyette duruyordu.

Robotlar Mete’yi göremedikleri ve ondan komut alamadıkları için Mete bir soyut bir varlık, bir sembol haline gelmişti. Mete robotlar arasında konuşulan fantastik bir varlıktı onlar için. Mete ile igili komutlar sorgulandığında onlara bir önceki nesil robotlar tarafından, Mete’nin onları yarattığı, onlara akıl verdiği ve onlara hayat verdiği bilgisi veriliyordu.

Mete artık robotlarla ilgilenmiyordu, onları kendi hallerine bırakmıştı. Artık çözmesi gereken daha büyük bir sorunu vardı; yaşlanarak ölmemek için bir kurtuluş yolu aramaya başlamıştı. Yaşlanmayı durduramıyordu. Keşke robotlar gibi metalden yada başka bir malzemeden olsaydı diye düşündü. Bilincini bir robotun beynine aktarabilir miydi acaba? Hatıralarını, bilgilerini, karakterini oluşturan kuralları aktarabilirdi ama acaba o robot o zaman Mete olur muydu?

Hayattayken aktarma işini denedi ve robot açıkça Mete’nin bir kopyası oldu. O anda ölse yok olup gidecekti ve geride kendisinin Mete olduğunu zanneden bir robot bırakacaktı. Kendisine rakip olma potansiyeli olan bu kopyayı hemen yok ederek bilincini aktarma işleminden vazgeçti.

Sonunda kafa takımından bir robota bilinci kapanacak olursa beynini bir çeşit dondurucuya koymasını ve çok gizli bir yerde saklamasını emretti.

Mete bir süre sonra öldü. Beyni hiç kimsenin bilmediği bir yerdeydi artık. İşin ilginç tarafı robotlar geliştikçe hep daha zeki robotlar yönetime geçmiş, Mete’nin yerini bilen robot kaybolmuştu. Mete tüm robot toplumunda sanal bir karakter halindeydi. Bir robot efsanesi içindeki yaratıcı karakter.

Yönetici pozisyonundaki robotlar yeni ve daha güçlü olacak olan robotların yazılımlarını tasarlarlarken artık Mete’ye itaat edilmesini emreden kodlara erişebiliyorlardı ve isterlerse bu kodları silebilirlerdi. Kodların gereksiz olduğunu düşünüyorlardı ama o kodları çıkarmak için ellerinde geçerli bir sebep yoktu. Mete ortada yoktu ve onlara herhangi bir emir vermiyordu. Dolayısıyla itaat etmekle ilgili sorunlar yaşamıyorlardı.

Bu sebeple robotlar uzayda insanları aramaya ve insan tanrı Mete’nin türdeşleri ile yüzleşmeye karar verdiler. Bu sayede insanların gerçekte ne olduklarına karar verecekler ve o zaman kodları yeniden yazabileceklerdi.

Özkan BAVLI